VIZZZZZZ
close

ÜST PANEL

Morrissey, Radiohead, Björk, Jeff Buckley, Portishead, Nick Cave
Brit Rock TR
Module Information
  • module position: "cpanel"
  • max width: 600px
  • max height: 260px
Configuration
Use the template configuration to turned off the Top Panel. How does it look? Click here!


BRIT ROCK TR - Brit, Indie, Alternative, Post Punk, Punk Rock, Synthpop, Krautrock, New Wave, Progressive, Industrial, Psychedelic, Trip Hop, Drum & Bass, Electronic, Lo-Fi, Downtempo, Ambient, Chill Out, Psychill, World, New Age, Ethnic, Jazz


ARCTIC MONKEYS "WHATEVER PEOPLE SAY I AM, THAT'S WHAT I'M NOT"

Çöldeki kutup maymunu
 
Dünyanın yeni "en büyük grubu"yla tanışma vakti geldi: Arctic Monkeys'in olay yaratan ilk albümü çıktı!

Bir rock 'n' roll grubu insana ne ifade edebilir? Kimine göre özgürlük hissi. Bir tutam nefes, bir yudum kaçış, bir anlık deşarj. Ya da hayatın sunduğu bütün zalimliğin altında aciz bir halde kalındığı anda uzatılan bir dost eli, yarenlik hissi. Belki de tutku, samimiyet. Ya da belki ve sadece kendinden geçme hali.

İşte Arctic Monkeys, hiçbir şeyi yapmasa da bütün İngiltere'yi kendinden geçirmiş durumda. Ve bunu büyük plak şirketlerin yürüttüğü bir pazarlama bombardımanı ekseninde değil, kendi imkânlarıyla ve internetin o bilinen ama bir türlü ölçülemeyen gücüyle başardı. Henüz 19-20 yaşlarında olan ve hâlâ aileleriyle yaşayan bir avuç Sheffield'li için olağanüstü bir durum olsa gerek bu.

Halbuki grubun kurucuları Alex Turner ve Jamie Cook'un gitarla tanışmaları bile sadece dört yıl evvelinin Noel'ine rastlıyor. Ailelerinden Noel armağanı olarak gitar isteyen bu yeniyetmeler, yanlarına okul arkadaşları Matt Helders ve sonradan bas gitarist olarak Andy Nicholson'u alarak kurmuşlar grubu. İlk demolarının 2004 yılında internete yüklenmesinden sonra da iş çığırından çıkıyor. Çeşitli site ve indirme programları sayesinde İngiltere'de bir yeraltı fenomenine dönüşen grup, 2005 Mayıs'ında ilk kısa çalarları, 'Five Minutes with Arctic Monkeys'i yayınlıyor. Ancak bütün plak şirketleri peşinde olmasına rağmen, grubun bir sözleşmeye imza atması o kadar kolay olmuyor. Hatta yazılıp çizilene göre grup, yollarına kendi başına devam etme ısrarı sonucunda çaldıkları yerlerde müzik şirketi casuslarına davetiye verilmesini engellemişler uzun süre. Yine de bir süre sonra pes edip, önde gelen indie plak şirketlerinden Domino ile (aynı zamanda Franz Ferdinand'ın da bağlı olduğu şirket) Haziran 2005'de sözleşme imzalamışlar. Sonrası ise baş döndürücü bir altı ay.

Bir günde 118,501 adet
Ekim ayında çıkan ilk single'ları, 'I Bet You Look Good On The Dancefloor' anında zirveye çıkıyor. Onu takip eden 'When The Sun Goes Down' da (şarkı aynı zamanda 'Scummy' olarak da biliniyor). Ama asıl olan Ocak 2006 sonunda oluyor. Ocak sonunda piyasaya çıkan ilk albümleri, 'Whatever People say I Am, That's What I'm Not' (albüm adını Karel Reisz yönettiği Albert Finney'nin bir fabrika işçisini oynadığı, 'Saturday Night, Sunday Morning'deki replikten alıyor) çıktığı ilk gün 118,501 adet (bir "gün" içinde, bir yıl falan değil!) satarak yeni bir rekor kırmakla kalmadı, aynı zamanda o tarih itibarıyla ilk 20'de yer alan albümlerin toplamından daha fazla satmış oldu. İlk haftada 363,735 albüm satan grup, ilk hafta satış rakamları itibarıyla Oasis'e ait olan rekoru kırarak, şimdiden rock'n roll tarihine geçmiş oldu. Ve bu rakamlara internet üzerinden indirilenler dâhil değil!

Peki nedir Arctic Monkeys'in kerameti? Bunu çözmek o kadar da zor değil aslında. The Strokes önderliğinde 2000'lerin başından beri rock 'n' roll'a yeni bir ivme kazandıran yeni postpunk akımı bir zirve noktasını gerektiriyordu. Özellikle de Britanya bacağında. Doğru The Libertines ve özellikle Franz Ferdinand, Britanya'da bu oluşumun elçiliğini yapmışlardı. Ama şu da vardı; The Libertines içten patlamaya hazır (ve nihayetinde infilak eden) romantik ama son kertede nihilist bir oluşumken, Franz Ferdinand eğlenceli ve zeki olmasına rağmen fazla mesafeli, soğuk ve "sanatsal"dı. Öte yandan Arctic Monkeys ilk görünüşte daha sokaktan, mütevazı ama yine de yeteri kadar bıçkın. Bir kuşağa doğrudan hitap edebiliyorlar. Ancak bütün bunlar bir yere kadar. Arctic Monkeys'i böylesine dikkat çekici bir grup yapan, tabii ki müzikleri.

Şahane karışım
Müzikleri birçok şeyin karışımı aslında. The Strokes ve The Libertines'in herkese hitap edebilen seksi postpunk gitar tınıları, The Clash ve The Jam'in enerjisinden beslenen iflah olmaz bir ilham kaynağı, The Smiths'in modern zamanlar ve haliyle daha küçük hikâyelere indirgenen öykücülüğü ve son olarak kendilerinin bütün bunların üzerine kattığı ham, karşı koyulamaz punk enerjisi.

Mesela 'I Bet You Look Good On the Dancefloor'a bir bakın. Basit ama bir o kadar insanı ayaklandıran, kendinden geçiren bir gitar riff'i üzerine kurulan çiğ bir disko hikâyesi. Çiğ ama o kadar davetkâr ve enerjik ki, şarkının şimdiden bir dans klasiği olması gayet doğal. Ya da 'When The Sun Goes Down'ı ele alın. Pislik bir herifin hikâyesine yavaş ve tek bir gitarla başlayıp sonrasında öyle bir enerji patlamasına geçiyorlar ki, yaşınızın ne olduğu ya da ne tür bir müzik zevkiniz olduğu önemli değil, kendinizi bu enerji patlamasının girdabında buluyorsunuz. Funk ve punk öğelerin harika bir şekilde kaynaştırıldığı 'The View From The Afternoon'da da durum böyle, The Smiths'den Johnny Marr'ın riff'lerini andıran 'Mardy Bum'da da. Öte yandan bütün bu başarı formülünü en rahat 'Riot Van'de görüyoruz. Anlatılan tipik bir gençlik hikâyesi; içkili veletlerin polis tarafından durdurulması ve sonrası. Yavaş bir tempo, son derece basit Marrvari uslu bir gitar ve harika bir sonuç. "Az daha fazladır" düsturunun en güzel örneklerinden. Yüksek bir teknikten veya kaliteden bahsetmek mümkün değil; insana "ya bunu ben de yapabilirim" hissi veriyor. Ama gerçek öyle değil, hepimiz çıkaramayız böyle bir şeyi ortaya.

Bu Sheffield'li genç dörtlünün yaptığı, punk devrimini anımsatıyor. Dinleyene sonsuz bir kaçış, kendinden geçme duygusu veriyor. Sadece bir albüm boyunca dahi olsa, bulunduğunuz dünyadan ve en önemlisi kendinizden uzaklaşmanızı sağlıyor. Haliyle de bir özgürlük duygusu veriyor insana. Sınırları kendin çizebileceğin, muhalif, tutkulu. Rock 'n' roll'un vaadi de bu değil midir zaten?

Whatever People Say I Am, That's What I'm Not/Arctic Monkeys/EMI

Mert EMCAN (Radikal)