|
Gerilla saldırısı
Kasabian dörtlüsü, Britanya'nın
alternatif pop rock alanında umut vaat eden ve yükselen
yıldızlarından.
2004'ün en çok ses getiren
İngiliz gruplarından Kasabian punk rock'ı, elektroniğin karanlık
yüzüyle birleştirmeyi beceriyor
2004,
alternatif pop rock alanında Britanya'nın yılıydı; Franz
Ferdinand başta olmak üzere, The Libertines, Razorlight ve daha nicesi
yıla damgalarını vurmuştu. Anlaşılan 2005 yılı da çok farklı
geçmeyecek. İlk albümlerini bu aralar çıkaracak olan Bloc Party ve
Kaiser Chiefs gibi gruplar Franz Ferdinand'ın açtığı yolun inşasına
devam edecek gibi.
Ancak bunların arasında başka bir grup var ki, oyuna diğerlerinden bir
adım önde başlamış durumda. Adını Charles Manson'un çetesine mensup
Linda Kasabian'dan alan Leicester'lı dörtlü, gerek büyük plak şirketi
desteği, gerekse yaptıkları müziğin diğer post punk/garaj
topluluklarından farklı olması sayesinde şimdiden bayağı bir mesafe
almış durumda.
Grubun geçmişi hakkında söylenecek çok fazla bir şey yok aslında. Tom
Meighan (vokaller), Sergio Pizzorno (gitar), Christopher Karloff
(gitar, klavyeler) ve Chris Edwards'da (bas) oluşan grubun tohumları
1999 yılında Leicester City maçları ve publarda sefil edilen akşamların
arasında atılmış. Şarkı yazarının Pizzorno olması sebebiyle aslında
grupta vokalist Meighan ile birlikte iki tane asıl adam var. İlk
'45'likleri, 'Club Foot'u 2004'ün Mayıs'ında çıkaran grup, bütün yazı
festival ve konserlerle geçirip, ilk albümlerinin kayıtlarıyla
uğraşmış.
Karanlık ve sert
İngiltere'de Eylül ayında piyasaya verilen ve kendi adlarını taşıyan
ilk albümleri "Kasabian", listelerde ilk beşe girmeyi başardı ve bir
anda adanın en fazla umut vaat eden gruplarından biri oldu. Albüme
bakıldığında ise, dönemdaşlarından ayrı bir yerde olduğunu hemen belli
ediyor Kasabian. Şimdiki post punk grupları 80'leri keşfedip bütün
dünya ile birlikte "nostaljik" bir tad (ya da karın ağrısı, hangi
açıdan baktığınıza bağlı) olarak 80'leri pazarlayadursun, Kasabian
referanslarını daha yakın bir geçmişten alıyor. Daha ziyade 90'ların
Madchester sedasını araklayıp üzerine bir şeyler koymayı hedefleyen
grup, aynı zamanda karanlık ve psychedelic etkileşimler itibarıyla
Amerika'nın güncel gruplarından Black Rebel Motorcycle Club ile de
büyük benzerlikler taşıyor. Ancak Stone Roses veya Happy Mondays bir
yana, özellikle vokal tekniği olarak Oasis etkilerine de rastlamak
mümkün. Öte yandan müziğin tüm altyapısı karanlık bir elektronika ve
sert hip hop vuruşlarının üzerine kurulmuş. Kısacası, oldukça ilginç.
Albümün ilk şarkısı 'Club Foot' sanki U2'nun "Pop" albümünün hiç
yapılmayan karanlık yüzünden bir gerilla savaşçısı gibi.
'Discotheque'den esinlenen bas ve "Uh!" seslerinin agresif, kızgın ve
inatçı ellerde çok başka yerlere, derin karanlıklara nüfuz eden sureti
gibi. Tam bir kulüp klasiği olabilecek nitelikte (gerçi bizim
"club"larımız sadece elektronik müziğe odaklı oldukları için bu tür
şeyler çalmaz oralarda). 'Processed Beats' ise bütün bir Madchester
döneminin 2000'li yıllara taşınmış bir özeti adeta. 'Reason Is Treason'
kendini kolayca bir B.R.M.C. şarkısı olarak yutturabilirken, 'Test
Transmission' ise electro psychedelia'nın karanlık örneklerini sunuyor.
Grubun ikinci '45'liği olan 'L.S.F.' biraz doldola meyilli yapısıyla
("Haydi! Sırtımız duvara dayandı! Dikkat! Hepimizi öldüreceksiniz!"
falan filan..) tribünlere oynayan bir şarkı oluversin, albümün en iyi
şarkısı olan 'Cutt Off' grubun hem en iyi yanına hem de en önemli
sorununa işaret ediyor. Şarkının harika ve sert vuruşları var, ikinci
yarısında klavyelerle çalınan kısım, ölümcül ve bir bütün olarak insanı
yerinden oynatan bir şarkı ancak biraz fazla Stone Roses olmuş ve de
aslında birçok kişi şu konuda hemfikir olacaktır ki, Ian Brown, Tom
Meighan'ı döver!
Arkası sağlam
İyisiyle, kötüsüyle bu grup iş yapar. Çünkü işin içinde başka faktörler
de var. En önemlisi, büyük plak şirketi desteği. BMG'ye bağlı olan
Kasabian, birleşmeden sonra artık Sony BMG'nin kataloğunda. Bu da şu
demek; her festivalde boy gösterebilme olanağı, MTV desteği, radyo
desteği, vs. Örnek: Daha grubun adı sanı bilinmezken 'L.S.F.' FIFA 2004
oyununda yer aldı. Bir başka örnek: Sony BMG bünyesindeki her ülke
ofisi Kasabian'ı çalışmak zorundaymış. Fena iş değil.
Öte yandan Kasabian'ın gündemi meşgul etmesinin bir nedeni daha var. O
da imaj meselesi. Dörtlü, özellikle Tom Meighan, kendini ateşli,
tutkulu, kavgacı ve devrimci bir çete olarak görüyor ve göstermeye
çalışıyor. Şarkılarından tutun verdikleri demeçlere kadar iletilmeye
çalışılan mesaj, "Hadi ayaklanma zamanı"nın türevleri. Kurtarmak
istedikleri, öncelikle, rock 'n' roll, sonra da insan ruhu. Bütün albüm
ve '45'liklerinin kapağını süsleyen o -gerçekten çok başarılı- harika
logo bile bu imajı pekiştiriyor. Özetlemek gerekirse; grubun her attığı
adım, her yaptığı şey biraz fazla "planlı" gözüküyor. O yüzden de kesif
bir tat bırakmıyor değil grup. Şimdi beni şüpheci olmakla
suçlayabilirsiniz, ama 2005 yılındayız ve artık naif, tutkulu ve
hayalperest insanlar -kabul edelim ki- ortalıkta pek yok. Olanlar ise
daha ziyade kendi kabuklarının içinde, yalnız ve "başarısız" bir hayata
mahkum edilmiş durumdalar. Onları ancak sokaklarda görebilirsiniz. MTV
ekranlarında değil.
Kasabian/Kasabian/Sony BMG
|